Mark Janssen: Normalin Kırıldığı “Hayalperest” Sayfalar

Radyoda ya da bir mekanda şans eseri harika bir grupla tanıştığınız, parça bitmeden çılgıncasına Shazam açtığınız anları hatırlarsınız. Mark Janssen ile tanışmamız da bu hazzı verdi bana abartısız. Zira hiçbir “best of” listesinde veya öneri platformunda denk gelmemiştim kendisiyle. Normalde araştırarak bulurdum oğluma önereceğim alternatifleri ama o gün “Sıradan Bir Gün”ü rastgele raftan aldım ve oğluma hemen orada, kitapçıda okudum. Daha kitabın yarısına bile gelmeden o gün seçmek istediği şeyin bu kitap olduğuna karar verdi. (Sevdiğin bir şeyi bir sevdiğinin de sevmesinin verdiği haz da artı bir oldu.) Eve döndük ve defalarca okuduk. Ardından diğer kitaplarını aldık. Şimdi ikimiz de Mark Janssen fan kulübü üyesiyiz.
Geçelim asıl meseleye, biraz deşelim bakalım neden bu kadar sevdik?

Bir kitabı elinize aldığınız anda gerçekliğin ufalanmaya başladığı anlar vardır. Hayao Miyazaki’nin Sprited Away’inde hissedersiniz mesela bunu. Mark Janssen tam olarak bu kırılma anlarının ustası. Onun kitaplarında paralel evrene geçiş yapılıyor. Çocuğun bakışıyla yetişkinliğin katılığı görünmez bir manyetik alanın içinde birbirini iterken ortaya hem şiirsel hem de hafif baş döndüren bir dünya çıkıyor.

Bu kırılmayı ilk kez “Sıradan Bir Gün”de yaşadım. Benim için olağan dışı olan bir sahneye oğlumun dümdüz, sıfır reaksiyonla baktığını fark ettim. Hiç takılmadı. Benim görmediğim ya da artık normalleştirdiğim ya da bilemiyorum yetişkinliğin verdiği katılıktan göremediğim bence küçük detaylara takılıp kalması kitabın ruhuyla öylesine uyumluydu ki anlatamam (şaka şaka anlatabilirim, en azından deneyebilirim, bu yazı görece uzun olacak). Gerçeklik duygumuzun ne kadar farklı kurulduğunu o an çok daha net gördüm. Muhtemelen bu kitap bana ona kattığından fazlasını verdi.

JAnssen çocuğun hayal gücüyle, yetişkinin zihnini açarak ikisini aynı sayfada buluşturuyor. Bu buluşmanın gündelik hayata nasıl sızdığını da evde sık sık görüyorum.

Mesela “Bir Aslan İstiyorum”dan sonra oğlum kendi kendine mizah geliştirdi. Bir gün aniden “Baba kambur balina alalım eve” dedi. Ardından kıkır kıkır gülmeye başladı. Başta “Ne alaka sığmaz ki eve o kocaman, bizim ev ufacık” derken sonra o ısrarla devam edince ben de ayak uydurdum. “Hangi odayı ona verelim. Ama su gerekli. Tüm odayı doldurmamız gerek. Yoksa balina nasıl yüzecek? Misafir odasına hortum mu çekelim” diye sordum. Konu dallandı budaklandı. Bu gidişle evde evcil bir kambur balinamız olabilir.

Aynı şey “Dur Canavar” için de geçerli. Artık her nesneye yeniden anlam yüklediğimiz bir oyunumuz var. O bana rastgele bir nesne getiriyor. “Ne bu?” diyorum. “Kağıt” diyor. “Hayır bu bir top” diyorum. Buruşturup potaya basket atıyorum. Gülüşmeler başlıyor. Hayal gücünün gündelik eşyalara bile nasıl sızdığını görmek şaşırtıcı ve büyüleyici.

Bu yüzden Janssen’ın kitaplarında gördüğümüz dünya yalnızca sayfada kalmıyor. Çocukla birlikte evin içine yayılıyor. Düşünce biçimini genişletiyor. Oyun alanını büyütüyor. Gündelik hayata farklı bir esneklik getiriyor.

Üstelik Janssen bunu rastgele yapmıyor. Çizgilerindeki renkler perspektifler boyutlarla oynama biçimi ve sayfanın bütününü sahne gibi tasarlayışı okura bilinçaltının kapısından girip kolunu tutuyormuş hissi veriyor. Bu yüzden Janssen’ın kitapları yalnızca çocuklar için değil. Kullandığı metaforlar ve ritim dengesi yetişkini de kendi algısına yeniden baktırıyor.

Çocuğun zihnine açılan bir empati alanı

Janssen’ın eserlerinin bir diğer kıymeti şu. Çocuğun zihin yapısını anlamak için olağanüstü bir rehber. Çünkü bu kitaplar çocukların dünyayı nasıl gördüğüne dair ipuçlarıyla dolu. Nesnelerin birbirine dönüşmesi duyguların fizikselleşmesi bir kelimenin bir görüntüye bir görüntünün başka bir duygusal hâle kayması. Bunlar soyutlama yeteneği henüz tam oturmamış bir çocuğun gündelik deneyim repertuarı.

Biz yetişkinlerin çoğu zaman ciddileştirdiği sabitlediği ve sonuç odaklı yaşadığı gerçekliği çocuğun oyun mantığıyla yeniden kuruyor. Bu da ebeveyn için hem bir empati dersi hem de zihnimizin ne kadar donmuş olduğunu hatırlatan tatlı bir sarsıntı.

Bizim evde Mark Janssen sıralaması

İnternetteki araştırmalarımda sıralamalar daha farklıydı ama nasıl ki IMDB’ye bakmıyorsak sevdiğimiz filmerli seçerken Uzay a bakmadı.
Onun sıralaması:

  1. Bir Aslan İstiyorum (Bu kitabın yazarı Annemarie van der Eem.)
  2. Sıradan Bir Gün
  3. Dur! Canavar
  4. Ada
  5. Evimde
  6. Hayalperest (Bu kitabı ileride belki kendini yetersiz hissettiği, özfarkındalığına varamadığı bir anda tekrar açmayı planlıyorum. Harika ötesi bir eser sadece zamanı gelmedi henüz, çocuğunuz Uzay(2.5)dan daha büyükse mutlaka önlere alın ve önerin ona. Zira sonda kaldı diye hakkı yensin istemem.)

    Not: Bu sıralama her an değişebilir ters yüz olabilir, aslolan oğlumun hepsini beğenilmesi.

Velhasıl, bu kitapların her biri başka bir kapı. “Bir Aslan İstiyorum”daki mizah ve ritim “Sıradan Bir Gün”deki gerçeklikle oyun hâli “Dur Canavar”daki metalara yüklenen anlam değişimi, “Ada”daki yalnızlık ve özgürlük temaları “Evimde”nin güven arayışı “Hayalperest”in sınırsızlık duygusu. Hepsi çocuğun zihnine aynı anda ama farklı enstrumanlarla dokunan katmanları oluşturuyor.

Ve bütün bu deneyimi Can Çocuk’un büyük boyutlu baskıları zenginleştiriyor bana kalırsa. (Baskılara dair bir şerhim de var sonda notlar bölümüne koydum.) Janssen’ın illüstrasyonları küçük ölçülerde bile etkileyici ama büyük boy baskıda sahnenin içine giriyorsunuz. Renklerin genişlemesi boşlukların nefes alması perspektif oyunlarının netleşmesi okuru kendi ölçeğinden çıkarıp kitabın ritmine bırakıyor. Kolayca gelebileceğini bilsem bazı sahnelerin yüksek çözünürlük poster versiyonlarını hiç düşünmeden alır, çerçeveletirdim.

Peki Mark Janssen neden bu kadar etkiliyor?

Yanıt birkaç madde içinde değil birkaç hal içinde saklı.

Birincisi çocukların dünyasını romantikleştirmiyor. Ki bu benim için en önemli nokta. Ne çocukları sevimli bir figüre dönüştürüyor ne de onların dünyasını hafife alıyor. Yalın bir doğrulukla sezgiyle ve hafif bir çılgınlıkla anlatıyor.

İkincisi yetişkinin gerçeklik algısını sorguluyor. Her sayfa ya böyle olsaydı sorusunu yeniden kuruyor. Bu yüzden okurken hem gülümsüyorsunuz hem de zihninizde bir yer kıpırdıyor.

Üçüncüsü hem hikâye hem görsel dil aynı anda çalışıyor. Hikâye, çizimi taşıyabiliyor. Çizim hikâyeyi genişletiyor. Biri diğerinin gölgesine düşmüyor. Bu birliktelik çok az yazarda görülüyor. Hatta çiziimlerinin cezurluğu sebebiyle belki de biraz az konuşmayı tercih ediyor, muazzam balans.

Sonuncusu da şu. Mark Janssen’ın kitapları çocukluk duygusunun ciddiyetini hatırlatıyor. Oyun sadece bir eğlence değil. Bir düşünme biçimi. Bir dünya kurma modeli.

Nasıl bitireceğimi bilemedim yazıyı, buradan finale nasıl bağlayacağımı ama en azından şunu söyleyebilirim:

Gerçek sandığımız şey bir anda başka bir şeye dönüşebilir.
Ve bu dönüşüm çoğu zaman bir çocuğun bakışıyla başlar.

Not1: Bütün görseller Mark Janssen’in resmi sitesi olan https://www.markjanssenshop.nl/‘dan alınmıştır.

Not2: Can Çocuk’un resmi sitesinden satın aldığım kitaplarda maalesef ciddi baskı hataları var. Birisi ters basılmış diğerinde sayfaların arasına tutkal girmiş sayfayı açınca baskıyı yırttı. DM’den yazdım instagramda ama yanıt yok bu yazı önlerine düşerse artık dönerler umarım. Koskoca yayınevlerisiniz arada bir DM de bakıverin, okuyucularınızla biraz etkileşim kurun yahu.

Yorum bırakın